4 Ağustos 2010 Çarşamba

Bazen ölüp gitsem kim üzülür benim için acaba diye düşünüyorum. Muhakkak üzülürler sebebi de şöyle ki; insanın hayatından en ufak bir eşya bile eksilse hissedilir yokluğu. Yürekten kaç kişi üzülür acaba? Ağlarsa anam ağlar gerisi yalandan mı ağlar bilemiyorum. Birileri durmadan "iyi kızdı" der sanırım. Hepsi bu kadar olur. Bir annem gelir mezarımın başına bir babam... Ne acı işte o zaman bir kere daha ölürüm. Sanki hayattayken farklımıydı bir de öyle bakmak lazım. Zaten esas olan, hayattayken insanların birbirlerinin yanında olması değil mi? Ne faydası olur toprağın altına girdikten sonra birilerinin benim yanıma gelmiş olması?
Evimde yas uzun sürer ama 7 dim çıktımı herkes kaptırır kendini dünya telaşına. Olması gerekende bu zaten. Elbette bitecek bu hayat hepimiz için. Önemli olan hayattayken yaşayabilmek doyasıya...
İşte ben bunu düşünüyorum günlerdir. NE yaşadım, ne yaşıyorum? Ya da yaşıyormuyum doyasıya, yaşadığımı iliklerimde hissede hissede? Düşünüyorum... Bir çok insanın isteyip de elde edemediği çok şeye sahibim. Ama bir şey eksik bir yerlerde. Nefes almak zor geliyor. Savaşamıyorum tükendi bütün gücüm sanki. Çok güçlüydüm uçardım hep rüzgara karşı. Ne oldu şimdi de kırıldı kolum kanadım? Niye sarmıyor kimse saramıyor. Niye ben herkes için üzülürken kimse benim için, benimle beraber üzülmüyor?
Ölüm dedi mi biri içim sıkılır, lafını bile duymayayım diye kaçardım oradan. Şimdi ölümün üzerine üzerine gidiyorum. Umursamıyorum hiçbirşeyi...
Hatırlıyorum ne güzeldi herşey geçen yıl bu zamanlar çok mutluydum. Bir gün geldi darmadağın oldu herşey. Toplayamadım ondan sonra. Çok gezim, tozdum o ortamdan çıktım bu ortama girdim sırf kendimle başbaşa kalmayayım diye. Sonra gün geldi ki kimseyi görmek istemedim çıkmadım o yataktan günlerce... Çünkü uyurken kaçıyordum hayattan...
Güçlü rolü yapıyorum ama değilim. Zevk alamamıyorum hiç birşeyden.  Kısacık mutlu zamanlarım
 oldu ama arkasında günlerce sıraya girmiş mutsuz zamanlarım. Anlamadı kimse. Hakkım yok tabiki herkesin bir derdi var, bencillik olurdu bu. Ama her kes bana bencilken ben neden olamıyorum.
Nasıl düzelirim nasıl toparlarım bilmiyorum. Şu akıp giden ve asla geri gelmeyecek gençlik günlerim bitmeden, elimden tutan birini istiyorum sadece... Bana kötü günlerimi ardımda bıraktıracak, yeniden mutlu olmayı öğretecek birini...  Nankörlük yapmak istemiyorum yine de şükrediyorum sahip olduklarım için ama şu dağılan sol yanımı toplamayı istemek de hakkım olsun...n'olur...

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Olmadı gitti...

Şunu anladım ki; insan sevmiyorsa sevmiyordur. Denk geleniniz var mı bilmiyorum ama bana hiç rastlamadı. Çok üzüldüm, ağladım, sızladım ama nafile. Olmadı sevmediler. Sonra oturdum düşündüm ve bir sonuca vardım. O kadar konuştum ettim, kendimden çaldım ama olmadı. Ee o zaman demek ki zorlamanın bir manası yok. Bıraktım her şeyi oluruna... Üzülüyorum belki ama bunun için karşımdaki insanları suçlayamam ki. Nasıl ben onları karşılıksız, özden sevdiysem, seviyorsam onlarda başkalarını sevme hakkına sahipler. Bunu isteyemeyecek kadar büyüdüm artık. Önemli olan zararın neresinden dönersen kar sağlamakta artık, buna inanıyorum.
En azından gönlüm rahat. Elimden geleni yaptım kendimce dahasını da yapamam zaten en nihayetinde benim de bir onurum, gururum var.
 Bu tavrım yine de kendim için değil sadece. Yine de başkalarını üzmemek onların hayatlarını karıştırmamak için gidiyorum. Sevgimin şiddetinden ben bile korkuyorum bu sefer!
 Hayatımda aldığım en zor kararlardan biriydi bu. Çok sancılı, yakıcı ve yıkıcıydı her şeyiyle bu dönem. Çok şeyler götürdü, zaten gitmekte olanlarla bir. Değiştim, hem de çok... Savaşmayı öğrendim. Sabırla beklemeyi. Şiddeti de gördüm sevgiyi de. Ama bozuldu dengelerim... Uyudum günlerce çıkmadım yataktan ya da günlerce girmedim eve. Kaçtım gittim uzaklara sonra geri geldim. İhaneti de gördüm...
Yapamıyorum... Çok denedim, yenildim her defasında. Olmuyor tek taraflı hep dedim. Tamam sevgiler karşılıksızsa gerçektir. Ama sevgiyi de beslemeli bir şeyler.
Ben yine de kıyamam üzmem hiç bir zaman, mutluluk herkese yakışır ve herkesin hakkıdır. Benim de tabi... Kızmadım, küsmedim zaten yapamam da. Ben hayata kırgınım aslında. Nerede yanlış yaptığımı bilmeden ya da suçum ne bilmeden yaşadım bunları ki daha neler yaşayacağım kim bilir... Kısmet bundan ötesi...
Şimdi toparlanmalıyım acilen. Ben olmalıyım yitirdiklerimi yerlerine koya koya dönmeliyim kendime. Zamana ihtiyacım var bu sefer. Upuzun bir seyehat olacak bu.
Üzgünüm.....

23 Haziran 2010 Çarşamba

Sevmek budur işte...

Adı nedir bilinmez ama tuhaf bir duygu bu, hissettiğim... Saçma salak, anlamsız ve bir o kadar manasız... Onca aldatılışımın, kandırılışımın üstüne hala yüreğim kıyamıyor. Baktığımda gözlere; hayır diyorum. Bu söylenenler doğru değil. Biliyorum bir şeyler var derinlerde. Çekilen acıların getirdiği, tek başınalığın verdiği çaresizlik... Kıyamıyorum... Kimsenin göremediği, belki de benim görmek isteyip ört pas ettiğim şeyler bunlar. Ama yanlış ama doğru hissediyorum. Biliyorum benim kadar şiddetli değil belki ama işte hissediyorum. Belki benim hissettiklerim hastalıklı ki zaten mantıklı bir iş değil bu ya... Doğru da değil, sonu da yok... Ama gel gelelim bunu biri anlatsın hadi!
Şimdi yeni bir sayfa açtım. İçinde beni üzenleri teker teker silerek dolduruyorum sayfayı... Ama bazılarını ben sildikçe kalemim durmadan yazıyor, sol üst köşeye... Sabırlıyımdır. Deva isteyene deva, dert isteyene bela olabilirm... Ama biliyorum ki çabalarım yersiz. Giden geldiği gibi gidicek ki en doğrusu bu. Daha öncede durdu sanılmıştı hayat ama, tıpkı şimdi olduğu gibi, kaldığı yerden devam edicek. Ardında yep yeni acılar ve hüzünü beraberinde sürükleyerek...
Üzgün ve yorgunum elbette... Annemim sözüyle bitiryorum yazımı " Sen farkına varamazsın. Ne kadar üzülsen de herşeye katlanırsın. Sadece yanında olsun diye... Sevmek budur kızım." Anneme bakın hele :)

10 Haziran 2010 Perşembe

Beni güzel hatırla....

Beni güzel hatırla

Bunlar son satırlar

Farzet ki bir rüyaydım esip geçtim hayatından

Yada bir yağmr sel oldum sokağında

Sonra toprak çekti suyu kaybolup gittim

Beklide bir rüyaydım

Senin için..

Uyandın ve ben bittim

Beni güzel hatırla

Çünkü sevdim seni ben her şeyini

Sana sırdaş oldum dost oldum koynumda ağladın

Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini

Beni üzdün kınamadım

Alışıktım vefasızlığa el oldun aldırmadım

Beni güzel hatırla

Sayfalarca mektup bıraktım sana

Şiirler yazdım her gece

Çoğunu okutmadım

Sakladım günahını sevabını içimde

Sessizce gittim senden öncekiler gibi sende anlamadın

Beni güzel hatırla

Sana unutulmaz geceler bıraktım

Sana en yorgun sabahlar

Gülüşümü gözlerimi sonra sesimi bıraktım

En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka

Söylenmemiş merhabalar sakladım her köşeye

Vedalar bıraktım duraklarda

Ne arasan bir sevdanın içinde

Fazlasıyla bıraktım ardımda

Beni güzel hatırla

Dizlerimde uyuduğunu düşün

Saçını okşadığımı üşüyen ellerini ısıttığımı

Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne

Anlından öptüğüm dakikaları

Birazdan kapını çalan kişi olabileceğini düşün

Şaşırtmayı severim biliyorsun

Bu da sana son sürprizim olsun

Şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum

Beni güzel hatırla

GİDİYORUM....
Orhan Veli Kanık

4 Haziran 2010 Cuma

sana bu gece bütün şarkılar....

Ne saçma bi hal aldı hayatım böyle. Değiştim, değişiyorum. Ne yaşadım ben? Ne kadar doğruydu ya da ne kadar yanlıştı? Tartışamam ama hala düşünüyorum... Mutlu oldum, hala da mutluyum düşündükçe. Çok kısacıktı bu mutluluk sürem ama önemi olmasa gerek zamanın...
Geçti gitti bir yaz yağmuru gibi mutluluk, ama kurumadı hala topraktaki su ve yeşeriyor dallarım... İyi birşey mi ben anlamam ama hala sıcacık yüreğim... Özlüyorum... Hemde neyin ne olduğunu bilerek. Off çekiyorum şimdi derinden...
Herneyse... Sana bütün şarkılarım bu gece...

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Şimdi mutluğun o ufacık fotoğraf karelerine sıkışmış haline bakıyorum. Neydi bizi bu hale getiren? Niye susuldu, neydi susturan şey bizi? En acısı, artık bunları konuşmak için ne denli geç olduğu... Şimdi içimde telafisi mümkünsüz bir acı var sadece... Çok kırgınım hem de çok... Kimse mükemmel değil biliyorum ama bunu da hak edecek biri değilim. Kızmayın bana ne olur artık böyle olmak zorundayım. Sanmayın ki sevmiyorum artık. Hala çok seviyorum hem de çok... Siz benim şu kısacık ömrümün bir parçasısınız ben istesem de sizi atamam içimden ama kırgınlığım sevgimi yeniyor artık... Çok yorgunum.....

18 Nisan 2010 Pazar

Bu mükemmel güneşle bezeli bir Ankara gününde kafayı mı yedim de oturdum yazı yazıyorum! Ben bile merak ediyorum ama cevabını da bilmiyorum. İki gündür yaşadığım duygu fırtınası benim içimde yatışmış olan duygularımı, hırlayan bir köpek gibi saldırgan hale getirdi adeta. Dünden bu yana üst üste gelen olaylar karşısında ne yapacağımı bilemeden, gerçekten duygusuz bir robot gibi yaşıyorum.
Derdim günden güne başımı aşıyorken ben birşey yokmuş hissi verebilmek için çabalayıp duruyorum. Gülüyorum ama o kadar sadece iki dudak arasında çıkan bir ses topluluğu. Yürekten bir kıpırtı hissetmeden öylece gülüyorum.
Sanıyor muyuz ki bu halimizin sebebi hep başkaları? Hayır. Başrolde hep bizler varız aslında. Ben kötü bir olay geldiğinde başıma önce bir durur düşünürüm. "Ben ne yaptım acaba?" Ne kadar doğru bir davranış tartışılır ancak bence doğrusu bu. Çünki insanların yaşadıkları kendi içlerinin aynası. Siz aynaya ne yaparsanız aynısını görürsünüz çünki. Belki her zaman değil ama genelde olan şey bundan ibaret. Kızmadan, kırılmadan önce aynayı bir kendine döndürmeli insanlar ben ne yaptım diye...
Artık duyguları alınmış bir insan gibi yaşıyorum, tepkisizm her olay karşısında.Çünki inanmıyorum artık hiç birşeye. O kadar güzel değerlerin hiç birine inanmıyorum, inanamıyorum artık... Ne aşka ne dostluğa ne arkadaşlığa hiç birşeye... Yoruldum artık sakin bir hayat istiyorum. Ben değildim bu ama ben oldum istemeden.
Kimse kızmasın bana olması gereken bu artık. Yaralanmak yok, yolda karşılaşıp yolunu çevirmek de yok. Artık sevip de aldatılmak da yok. Sadece sayısı belli olmayan, alınması gereken nefesler var. Ne zamandır sonuncusu bilinmez ama alıp vermek zorundayım istemesem de... Ne zaman inanırım bilinmez ama şu fani dünyadan inanılr şeyler görmeden gitmek nasip olmaz inşallah...

15 Nisan 2010 Perşembe

Hayatımın bir kaç gün içerisinde bu denli alt üst olabileceği aklımın ucundan geçmezdi. Ama oldu... Hemde o kadar hızlı akıyor ki önümden zaman, çaresizce öylece bakaklıyorum ardından. Gerek benim yapmak isteyip yapamadıklarım gerekse istem dışı gelişen olaylar, beni mutsuz etmeye yetiyor da artıyor bile. Sadece bekliyorum... 

5 Nisan 2010 Pazartesi

NAZIM HİKMET

En güzel günlerimin



Üç mel'un adamı var:


Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye


En güzel günlerimin bu üç mel'un adamını


Yer yer tırnaklarımla kazıdım


Hatıralarımın camını..


En güzel günlerimin


Üç mel'un adamı var:


Biri sensin,


Biri o,


Biri ötekisi..


Düşmanımdır ikisi..


Sana gelince...


Yazıyorsun..


Okuyorum..


Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,


İnsanın


Bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..


Ne yazık!..


Ne kadar


Beraber geçmiş günlerimiz var;


Senin


Ve benim


En güzel günlerimiz..


Kalbimin kanıyla götüreceğim


Ebediyete


Ben o günleri..


Sana gelince, sen o günleri -


Kendi oğluyla yatan,


Kızlarının körpe etini satan


Bir ana gibi satıyorsun!.


Satıyorsun:


Günde on kaat,


Bir çift rugan pabuç,


Sıcak bir döşek


Ve üç yüz papellik rahat


İçin...


En güzel günlerimin


Üç mel'un adamı var:


Biri sensin,


Biri o,


Biri ötekisi...


Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...


Sana gelince...


Ne ben Sezarım,


Ne de sen Brütüssün...


Ne ben sana kızarım


Ne de zatın zahmet edip bana küssün..


Artık seninle biz,


Düşman bile değiliz..

31 Mart 2010 Çarşamba

Bu akşam sabrımın sınandığını hissettim adeta. O telefonu yeni almışken elimden düşüp de gözümün önünde parçalarına ayrılışını hala unutamıyorum. Ve resmen çalışmıyor artık :( Bir de hani böyle şeyler çorap söküğü gibi başladı mı arka arkaya gelir ya aynen öyle eve gelene kadar burnumdan soludum resmen. Bana dokunan kim varsa hepsini düşündüm, düşündükçe daha da sinirlendim. Neyse zaten alışıyosunuz bir yerden sonra. Biraz kızıyor sinirleniyor, ardından yaışıyorsunuz. Ne oldu o kadar sinirlendim de vefasızlar vefaya mı geldi? hayır tabiki hala aynen devam herşey...

12 Mart 2010 Cuma

Dünya yansın koy verdim, bana biraz renk ver....

Aç kapıyı ne olur dısarda kaldım
Çok üsüdüm sıcagına bel bagladım
Tahlisizlikler üst üste geldi
Kendimi güc bela yanına attım
Sana inandım koştum geldim
Dünde ne vardı unuttum geldim
Dünya yansın koyverdim
Bana biraz renk ver


En basından biliyordum adalet vardı
Hic kimse duymasa bi duyan vardı
En kötü kararlardan beterdi kararsızlık
Niyetlenince Tanrı yolumu actı

Sana inandım koştum geldim
Dünde ne vardı unuttum geldim
Dünya yansın koyverdim
Bana biraz renk ver

Evet yeni favorim işte bu şarkı... Onca depremin, yıkığın döküğün arasından sıyrılmaya çalışırken, arada olan artçı sarsıntılara dayanmaya çalıştığım şu sıralar, dilimden düşmez oldu bu şarkı...
İçime anlamsız bir mutluluk veriyor. Keşke sürse o mutluluk hep...
Çok özeniyorum bazı arkadaşlarıma ve de çok mutlu oluyorum onların o gözlerindeki mutluluğu gördüğümde. Hele bir tanesi; sevdiklerimizin bizlerle olamadığı dar zamanlarda, birbirmizi tanıdığımız ve destek olduğumuz biricik arkadaşım... Çok mutluyum onun adına dilerim herşey gönlünce olur....:)
Bu yazı da benden ona gelsin...

2 Mart 2010 Salı

Parklar...

Ankaradaysanız ve de Emek'te oturuyorsanız, o zaman herhangi bir parkta bir anınız yoksa eksik yaşamışsınız demektir:) Biz bu akşam, bu artılarımızı değerlendirmek için kısa bir tur yaptık Anıttepe taraflarında. Delice yağan yağmura inat, banktan banka oturup eski günleri yad ettik. Elbette insanın içine cızlatmaz diyemem ama geçen onca zaman, ilk zamanların mutluluğunu yeni heyecanlara bırakmış... Bir ufak yürek burkuntusundan ibaret çıktım parktan. Kafamı nereye çevirsem bir şeyler vardı yaşanmış ama ben sadece gülümsedim... Yağan yağmurla beraber silindi gitti anılarım. Şimdi yeni hayallerimiz var, yeni koşuşturmacalarımız. Ve yepyeni heyecanlarımız...
Sonumuzun ne olduğunu bilmediğimiz bir yolda ilerliyoruz. Üstelik emin olmayan adımlarla...
Bir zamanlar heyecanla çıktığımız yolda, amacından bambaşka ve farklı insanlarla yürüyor olmak... Ne tuhaf.
Minicik zamanlarda, kocaman değişiklikler. Sabretmeyi öğrenmek bu olsa gerek, dinginliği...
Keşke imkanım olsa da burdan seslenebilsem geçmişime. Tek merak ettğim şey bu yaratılan yeni suretten memnun olunuyor mu? Ya da nasıl hissediliyor mutluluk, keyif, zafer kazanmışlık? Hangisi ya da başı göğde mi geziliyor? Bir de öğrenmek istiyorum; bu denli kötü olup da aynı zamanda nasıl mutlu olunabiliyor? Sizlere hayranım!!!

25 Şubat 2010 Perşembe

Giden Döner mi?

Hiç ummadığım bir anda aldığım bir telefonun, beni bu kadar mutlu edeceğini kırk yıl düşünsem heralde akıl edemezdim. Evet uzun zaman olmuştu karşıdaki sesi duymayalı. Ve belki başka bir zaman olsaydı yine sıradan olacaktı bu konuşma ama öle bir anımda yakaladı ki beni karşıdan yükselen "çok zaman oldu, iyi oldu, özlemişim!" cümleciklerini istemdışı onaylayıverdim. Farklı zamanlara aldı uçurdu beni adeta. Arayan değildi belki sebep, geçmişteki sık sık yapıldığı zamanların güzelliği geldi aklıma. Umutlandım bir an kendim için elbette ki... Sanki değişecekti birşeyler... Bir zamanlar olduğu gibi yine hayat bana tanımadık süprizler yapıcak ve beni yeniden mutlu edecekti. Ve hepsinin yanısıra zamanın hızı beni yine yeniden dehşete düşürdü.
Evet şöyle bir dönüp baktım ve resmen seneler geçmiş, çok şaşırtıcı ve ben büyümüşüm :) Büyümeye devam ediyorum aslında bunun adı artık büyümek değil, "YAŞLANMAK!"... Çok ürkütücü ama maalesef günden gün ebu acı gerçeğe koşar adım yaklaştığımızı biliyorum. 
Korkum yaşlanmaktan değil benim... Korkum; yaşlanırken şu güzel olması gereken günlerimi KAYBEDEREK, üzülerek ve boş bir şekilde harcamak... Artık arkama dönüp baktığımda, geri bıraktığım harabeleri değil, tertemiz bir vadi görmek istiyorum. Biliyorum enkazları toplamak zor olacak elbette ve elbette bir yardım eline ihtiyaç olacak. Ama öyle ya da böyle kalkacak o yıkıntılar. Yerine sıfırdan, güzel yapılar dikilecek. Hem de mimarının ben olduğu... 
Hayat bizi bekliyor yaşamamız için. Bugün katıldığım İK Kongresinden bir anektotu sizlere aktarmak istiyorum. Üstadlar diyor ki: " Gelecekten kaygılandığımızdan dolayı gelecekte olacak şeyleri duymamazdan gelir önlem almayız ama işin aslı da şudur ki; gelecek gelecektir!"
Ve bunun gibi güzel şeyler öğrendim bugün. Aslında paylaşılması gerelen çok kaydedeğer şeyler var elbette en kısa zamanda ele alacağım. Ayrıca KAL-DER' e bize sağladığı bu güzel organizasyon ve eşantiyonlar için bir kez daha teşekkürü bir borç bilirim...:)
Saygılarımla... 

6 Şubat 2010 Cumartesi

Dereyi görmeden paçaları sıvamak...

Kimi insanlar kendilerini geleceğin habercisi olarak görürler ya, işte onu hiç anlamam. Sanırlar ki hayat onların sandıkları gibi hep doğru akacak. Ve çok sevgili bu insancıklar, o aciz yaşamlarını işte bu kendi plan ve düşünceleri çerçevesinde düzenleyip, kendilerini kandırarark, o kadar çok şeyi yıkar ve dökerler ki, aslında bilmezler hayat neler gösterir insana... Bu insancıklara, daha hayatın hiç bir oyunundan nasibini almamış, kendilerini çocukça oyunlarla oyalayan gelişim evresini tamamlayamamış insanlardır da diyebilirz tabi...
Kim bilebilir ki , sabahtan akşama herşeyin tepetaklak olmayacağını?
Öyle bir ters dönerki yolunda giden işler, ki buna insanoğlunun aklı ermemişken o, bahsi geçen "insancıklar"ın aklının ermesi imkansız!, neye uğradığını anlayamaz insan. O hiç bitmez denen düzenli hayat gider, yerini adeta bir keşmekeşliğe terkeder. Gitmez denen insanlar gider, yerlerini yalnızlığa bırakırlar. Olmaz denenler olur, akmaz denen yaşlar akıverir bir zamanlar gülen gözlerden.
Bir sonraki nefesin bile garantisinin olmadığı insanoğu, nasıl olurda gelecek için var olmayan bir endişe uğruna hayatları altüst edebilir, sorarım size? Hangi akıl buna müsade eder? Nerden bilinir ki, gün gelir kendi silahıyla vurulamaz bu korkak yürekler? Bunun cevabını kimse bilemez. Hele daha insan olmak yolunda çabalayan insancıklar asla...
Hangimizin pişmanlıkları olmadı? Kim inkar edebilir? Ya da kim diyebilir ki ben dört dörtlüğüm diye? Elbette hatalar yaptık. Belki düzeltebildik belki de düzeltemedik. Çok insanlar kırdık, çok üzdük. Ama bizde üzüldük. Varsa hatamız, yüzümüzü eğmeden özür de dilemesini bildik. Ama kimseyi, olmamış veya olabilmesi muhtemel diye saçma sapan sebepler için bir bilinmeze sürüklemedik. Bize en çok ihtiyaçları olduğu zamanlarda bırakmadık ellerini. Kandırmadık kimseyi.
Bunun uğrunda aslına söylenecek o kadar fazla şey var ki, insanlığım adına susmayı tercih ediyorum. Bir zavallı olarak görüyorum böyle insanları. Bu tamamen kendini kandırmaca, yalancılığın alasıdır. Kendilerine bile itiraf edemedikleri öz güven eksikliğinin daniskasıdır. Hiç bir makul insanın yapamayacağı, "yazıklar olsun!" dedirtecek kadar acı veren bir dramdan başkası değildir bu... Ne acı! Üzülürüm... Ama bu insanlar için değil, kendim için. Nasıl olur da böyle "insancık"lara onca değeri verip, hayatımın başköşelerine koyduğum için. Giden zaman geri gelmez elbette, yanarım geçen zamana ama bilirimki her olay bir derstir bizlere.
Ders1: İnsana insan gerek!
Ve acı ama en güzel ders insana...Ders2: "Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!"
Kimse güvenmemeli bugününe. Çünkü bugün elbette terk edecek sizi. Ve yarını hiç tanımıyoruz. İnsan tanımadığı bir şeye nasıl güvenebilir ki?
Toparlamak gerekirse, aslında yazdıklarımızın hepsinin bir tek dayanağı vardır bence. O da "akıl"dır.En büyük nimettir akıl, insan oğluna sunulmuş olan... O nun değerini bilmek ve doğru kullanmak gerekir. Aksi taktirde hayvanlardan hiç bir farkımız kalmaz, haksız mıyım?
Aklı gereksiz, saçma sapan bilgilerle doldurmamak lazım. Yoksa mantıksız bir iş oldumu, bunun sizin eseriniz oluşundan kurtuluşunuz olmayacaktır. Ve kendinizi bir sorunlu olmaktan asla alıkoyamazsınız. Dilerim Allah kimsenin aklını başından almasın!
Herkese sağlıklı, güzel günler dilerim!

28 Ocak 2010 Perşembe

Şimdi Bursa'da olmak. Hele de kışsa....

Evet Bursadan yayınımıza devam ediyoruz. Tüm erimiş ve çamura dönmüş, paçaları berbat eden o karla karışık su birikintilerine rağmen hala güzel bu şehir... O ilikleri donduran soğuk, evlerin bacalarından tüten pis karbonmonoksit kokusu ve bilinen diğer kış manzaraları...
Tüm karanlığına rapmen öyle huzur dolu bir gündü ki bu, Allah bana bu günü yaşattığı için bir kez daha şükrediyorum. Tüm özlediğim o eski günleri yaşadım adeta yeniden hemde aramıza katılan yeni, küçük, sevimli üyelerimizle:) Öncelikle soba başında, kızarmış çıtır ekmekleri, o sevimli kalablıkla yemenin verdiği o mükemmel zevkle başladım güne. Ellerim hala poy kokuyor:) Mutfaktan dona dona gelip, sanki bir daha ayrılmayacakmış gibi o sobanın borulrına yapışmak da ayrı bir zevk tabiii... HEmen ardından "tatlı niyetine!" öpüp koklanan minik meleklerimin kokusu ise hala burnumda. Nasılda unutuyor insan herşeyi böyle zamanlarda. "mutluluk" bu olsa gerek?
Şanslıyım sanırım. Kalabalık ve belki mükemmel olmasa da hala birbirinden kopmamış bir ailenin üyesi olduğum için. Bazen gözyaşı, bazen keder tıpkı hayat gibi...
Hala bozulmamış, modernleşmeye ayak uydurmaktan hep kaçınmış, odanın ortasına kurulan, tahta yer sofrası ne kadar zevkli oysa ki. İnsanın, bacaklarını bir daha kullanamam endişesine sürükleyen o uyuşmalara rağmen, sofra bezini önüne çekerek yemeye deva etme çabası:)... İşte bunlarla dolu sımsıcak, neşeli, mutlu, huzurlu bir gün...
Atlatılan kötü zamanların kırıntılarını çiğneye çiğneye yürümek inatla... Ufukta var olduğuna inanmak umut ışığının peşinden koşmak. O hızla sıyrılıyor kötü bir giysi gibi kötü zamanlar vücüdumdan. Savruluyor oraya buraya. Bakmıyorum ardıma. Özgürüm çünkü. "Yeni hayat!" ın esintilerini hissedebiliyorum tenimde. Bazen bir lodos bazen ise bir meltem gibi...
Zaman hızlı geçiyor. Şimdiki zamana dönme zamanıdır.!
Unutmadan güzel yazılarınızı hala bekliyorum.
Saygılar:)

http://www.dailymotion.com/video/xbrb7e_yebnem-ferah-yalnyz-hd_music

27 Ocak 2010 Çarşamba

Gelin birlikte inşaa edelim burayı:)

Dün gece tuhaf rüyalarla merhaba dedim Bursa gecelerine. Güzelmiydi tarışılır ama bir yandan ısındım bir yandan üşüdüm, ayaz Bursa gecelerinde... Bir el tuttum sıcacık. Ama soğumuş yüreklerin ellerini. Özlem vardı elbette ama düşündürdü bu imkansız vuslat. Elbette rüyadan ibaret... Neyse artık gerçeğe dönme vaktidir elbette. Bursadayım kısa bir aradan sonra, sevdiklerim ve özlediklerimin yanındayım. Huzurluyum da... Bu arada Bursada olmayan ya da olamayan arkadaşlara duyurulur burası bi güzel be:) Bir de beyaz şimdilerde...
Ama soğuk tabiki hem de Ankaraya kafa tutacak kadar soğuk. Allah evsizlere yardım etsin:(
Çok kafam karışık bugünlerde, hep yeniliklerin eşiğindeyim. Anlamaya çalışıyorum ne oluyor ne bitiyor. Gerçi ben ne zaman anladım ki şimdi anlayayım? Hep ani oldu hayatımda herşey aniden başladı, aniden bitti. O nedenle "hayat bu, belli olmaz!" lafına çok inancım vardır. En iyisi dallandırıp budaklandırmadan, hayatın getirdiklerini yaşamak.
Neyse en kısa zamanda artık bu blog u faydalı hale getirmek için söz verdim arada belki özel olabilir ama genelde güncel konulardan komik olaylardan bahsedebileceim bir yer olacak burası nasipse desteğinizi bekliyorum:) Güzel, faydalı yazılar şiirler, aklınıza gelebilecek herşeyi bekliyorum.
Saygılar efem:)

17 Ocak 2010 Pazar

Ankara da...

Şimdi şarklıar dinliyorum eşlik etsinler bana diye... Niye böyle oluyor insan? Niye en ufak bir yaşanmışlıkla bir adım geriye gidiyor, hem de ardına bakmadan koşarken?
Sanırım bu akşamki bunalımın sebebi, Ankara'nın yasaklı bölgelerinden geçmiş olmam. Oysaki güzeldi gün. Tiyatroya gidiyordum, eğlenceliydi de hem. Sonra ne mi oldu? Bir ağırlık çöktü yüreğime. O tanıdık caddelerden geçmek, duraklara, banklara bakmak farkettirmeden yakmış canımı da ben acısı taze diye hissedememişim. Ben değilmiydim daha dün geçti diyen. Evet bendim bir başkası değil. Peki ya bugün neden böyle?
Oysa bir zamanlar gönlümün başkentiydi Ankara. Şimdi ise bir zindan. Kaldırsınlar Beşevlerden sonrasını. Olmasın kızılaya kadar. Olmasın emek, olmasın bahçeli... Ankara olmasın. Bitsin bu grilik, güneş doğsun mesela.
Bu sefer olumluluk dolu cümleler yazamayacağım. İçimde eski günlere dair kalıntılar hala aynı, azaldığını sanarken, bilemem belkide son çırpınışları ama beni bıraksın artık. Düşsün yakamdan.Yeterrrrrrrrrrrrrrr!
Bir ışık istiyorum, sadece bir ışık. O ışık ki ısıtsın soğumuş yüreğimi.
http://www.dailymotion.com/video/xjwna_zuhal-olcay-ankarada-asik-olmak_music


12 Ocak 2010 Salı

Yeni hayat!!!!


Bunca engamenin içinde kaybolduğum şu sıralarda, inanılması güç ama kendimi daha iyi hissediyorum. Eskiye dönüyorum sanırım. Belki yoğunluktan belki alışmışlıktan olsa gerek belki de o kadar yorgunum ki başka şeyler için üzülecek takatim yok. Bir yandan giren son hafta telaşı; c.tesi matematik finali ve bir sunum, 22 Ocak cuma dönemim son günü olmasına rağmen 5 ödev ve bir de final olması nedeniyle hayli yorucu ve uykusuz zamanlarla haşır neşirim. Öte yandan, içimde, bazı geç kalmışlıkların burkuntusu... Elimden kaçıp giden fırsatların arkasından bakyor olmam ve en kötüsü bunların hepsinin en nihayetinde benim suçum olması... Çok acı:( Genel itibariyle benim tabi. Son zamanlarda istemeden kaçırdığım fırsatlar için başkalarını suçlamak belki bir nebze doğru ama en nihayetinde bunlara izin verenin ben olmam sebebiyle suç gene tam anlamıyla bana yıkılıyor. Her neyse şu an itibariyle yapabileceğim en güzel şey elimde olanları iyi değerlendirmek ve yeni fırsatlar sunması için Allah'a dua etmek.
Hepsini bi kenara itmek istiyorum elimle. Çünki küçük mutlulukların beni beklediğini umuyorum yakın zamanda. Beni yalnız bırakmak isemeyen can dostumun yanıma gelişi, kardeşimin gelişi beni oldukça rahatlatacak diye düşünüyorum. Bu arada çok ince düşüncesiyle, tüm içtenliğiyle, beni son derece şaşkına uğratan arkadaşımada buradan çok teşekkürler. Henüz elime geçen bir şey yok ama geçmese de düşünülmüş olması bile yeter çok teşekkür ederim:)
Bakalım yarın nasıl bir gün olucak? Yeni hayatıma ayak uydurmak epey yorucu. Of aslında bu "epey" kelimesinden olduka nefret ederim ama nedense yazıveriyorum. Her neyse bakalım gün ile beraber neler doğacak? Dilerim artık fırsatları kaçırmak yerine elime geçirmeyi başarabilirm. Daha fazla sanırım uyumadan duramayacağım oldukça yorgun ve uykusuzum. Saat sabahın 4'ü. Kafamda x3 ler y5 ler fink atıyor. İntegral desen zaten apayrı ve dahası... Saymak bile yorucu!
Çok sevdiğim şarkıyla uyumak istiyorum bu gece. Sezen Aksu dan beklenebilecek güzellikte bir şarkı. Ve de Mustafa Ceceli nin muheteşem yorumu.Buyurun...

7 Ocak 2010 Perşembe

bir aslı'nın güncesi:): silmek herşeyi en kökünden.....

bir aslı'nın güncesi:): silmek herşeyi en kökünden.....

silmek herşeyi en kökünden.....

Evet geldik güzel ülkemizin güzel "Ankara'sına". Dün akşam saatlerinde indim. Up uzun çölü andıran o geçmek bilmez Ankara yollarından, bir kez daha içim burkularak geçtim... İyileşmek yerine, şu iki gündür, ağırlaştı hastalığım. Aniden, hiç beklenmedik bir biçimde yakalayan nöbetlerin ardı arkası kesilmiyor. Allah'ım nasıl bir hastalık bu?
Benimle aynı hastalığı paylaşan arkadaşlarım bilir. Tam iyi gidiyor iyileşiyorum derken birden tıkanır yüreğiniz yığılıverirsiniz olduğunuz yere. Nefes alamazsınız, titrer elleriniz ayaklarınız ve o an yapılabilecek bişey yoktur nöbetin geçmesini beklemekten başka... Hep aklınızda aynı düşünceler gider gelir. Zordur böyle zamanlarda yaşamak, hatta bazen ölmekten daha acı bile olabilir... Bir ışık arar gözleriniz, bir ses... Sadece yalvarırsınız Allah'a "kurtar beni!" diye.
Ve her uyandığınzda dilinizde tek dua "Allah'ım sil aklımdan herşeyi,sil!" Silinse herşey akıldan bir çırpıda, her şey ama herşey...
Mutlu olmak istiyorum Allah'ım çok mu? İsyan ediyorum sanma hayır etmiyorum. Tabi ki şükrediyorum sahip olduklarım için ama ya olamadıkarım:(
Çok özlüyorum eski, güzel, mutlu günlerimi.
Getiremiyorum onları bir türlü geri.
Ne yapsam ne etsem boş. Olmuyor!
Çalmış biri benden beni.
Bir ışık Allah'ım, ne olur bir kapı
Zor geliyor nefes almak, olmalı bunun bir kurtuluşu, bir yolu. Ne acı söylenen sözler. Heryerde, herşeyde...
Sen yardım et, tut elimi. Başka da tutan tok zaten:'(

3 Ocak 2010 Pazar

Bir gün anlarsın....

Bu günlerde dilimde hep bu şiir. "Seni sevdiğimi bir gün anlarsın!" Ümit Yaşar Oğuzcan... Ne güzel de söylemiş. Aslında anlayana tabi... Kalbi olmayan birine sen, dünyanın en güzel satırlarını da döksen nafile. İnsanda öncelikle yürek olacak yürek... O yoksa ben o insanın insanlığından şüphe duyarım. Ne dese boş ne yapsa saçma. Öle insanları silmek lazım yürekten, kazımak lazım beyinlerden.
Sevmeyin insanlar. Kanmayın kimsenin tatlı sözlerine. Bu yaşadığımız dünya kadar yalan hepsi, güvenmeyin...
Ben artık bıraktım düşünmeyi. Aklım almıyor çünkü yaşanmışlıkları. Aslında ne kadar da güzeldi ve sadeydi hayat bir zamanlar.. Keşke hep öyle kalsaydı. Kalsaydı da ben o kadar göz yaşını dökmeseydim. Kim verecek döktüğüm gözyaşlarının hesabını bana? Kim? Kim ödeyecek kaybettiğim zamanların bedelini, kim getirecek onları bana geri? Kim benim o eski yüreğimi bana geri verecek? Yok işte bunların cevabı. Olmayacakta...  Bilemiyorum ne olacak öylece, amaçsız yaşıyorum. Bir yaşadıklarıma bakıyorum bir de insanların söylediklerine. Ne kadar da haklılar oysa ki! Yanılmak, kanmak, kandırılmak. "Seven bunu yapmaz, o seni hiç sevmemiş. Sevseydi çoktan arardı. Üzülen yalnız sensin." bu kahır dolu cümleler... İşte benim aldığım her solukla içime işleyen cümleler...
Bekliyorum bir gün güneş doğsun. İşte siz bayramı o gün görün. Neyseki arık daha iyiyim en nihayetinde yeni bir hayat var. Yeni sevinçler, acılar, hayalkırıklıkarıyla dolu. E değişimde başlıyor kısmetse, o zaman durmaya ne hacet:)
Sevgiler benden size;)