31 Mart 2010 Çarşamba
Bu akşam sabrımın sınandığını hissettim adeta. O telefonu yeni almışken elimden düşüp de gözümün önünde parçalarına ayrılışını hala unutamıyorum. Ve resmen çalışmıyor artık :( Bir de hani böyle şeyler çorap söküğü gibi başladı mı arka arkaya gelir ya aynen öyle eve gelene kadar burnumdan soludum resmen. Bana dokunan kim varsa hepsini düşündüm, düşündükçe daha da sinirlendim. Neyse zaten alışıyosunuz bir yerden sonra. Biraz kızıyor sinirleniyor, ardından yaışıyorsunuz. Ne oldu o kadar sinirlendim de vefasızlar vefaya mı geldi? hayır tabiki hala aynen devam herşey...
12 Mart 2010 Cuma
Dünya yansın koy verdim, bana biraz renk ver....
Aç kapıyı ne olur dısarda kaldım
Çok üsüdüm sıcagına bel bagladım
Tahlisizlikler üst üste geldi
Kendimi güc bela yanına attım
Sana inandım koştum geldim
Dünde ne vardı unuttum geldim
Dünya yansın koyverdim
Bana biraz renk ver
En basından biliyordum adalet vardı
Hic kimse duymasa bi duyan vardı
En kötü kararlardan beterdi kararsızlık
Niyetlenince Tanrı yolumu actı
Sana inandım koştum geldim
Dünde ne vardı unuttum geldim
Dünya yansın koyverdim
Bana biraz renk ver
Evet yeni favorim işte bu şarkı... Onca depremin, yıkığın döküğün arasından sıyrılmaya çalışırken, arada olan artçı sarsıntılara dayanmaya çalıştığım şu sıralar, dilimden düşmez oldu bu şarkı...
İçime anlamsız bir mutluluk veriyor. Keşke sürse o mutluluk hep...
Çok özeniyorum bazı arkadaşlarıma ve de çok mutlu oluyorum onların o gözlerindeki mutluluğu gördüğümde. Hele bir tanesi; sevdiklerimizin bizlerle olamadığı dar zamanlarda, birbirmizi tanıdığımız ve destek olduğumuz biricik arkadaşım... Çok mutluyum onun adına dilerim herşey gönlünce olur....:)
Bu yazı da benden ona gelsin...
Çok üsüdüm sıcagına bel bagladım
Tahlisizlikler üst üste geldi
Kendimi güc bela yanına attım
Sana inandım koştum geldim
Dünde ne vardı unuttum geldim
Dünya yansın koyverdim
Bana biraz renk ver
En basından biliyordum adalet vardı
Hic kimse duymasa bi duyan vardı
En kötü kararlardan beterdi kararsızlık
Niyetlenince Tanrı yolumu actı
Sana inandım koştum geldim
Dünde ne vardı unuttum geldim
Dünya yansın koyverdim
Bana biraz renk ver
Evet yeni favorim işte bu şarkı... Onca depremin, yıkığın döküğün arasından sıyrılmaya çalışırken, arada olan artçı sarsıntılara dayanmaya çalıştığım şu sıralar, dilimden düşmez oldu bu şarkı...
İçime anlamsız bir mutluluk veriyor. Keşke sürse o mutluluk hep...
Çok özeniyorum bazı arkadaşlarıma ve de çok mutlu oluyorum onların o gözlerindeki mutluluğu gördüğümde. Hele bir tanesi; sevdiklerimizin bizlerle olamadığı dar zamanlarda, birbirmizi tanıdığımız ve destek olduğumuz biricik arkadaşım... Çok mutluyum onun adına dilerim herşey gönlünce olur....:)
Bu yazı da benden ona gelsin...
2 Mart 2010 Salı
Parklar...
Ankaradaysanız ve de Emek'te oturuyorsanız, o zaman herhangi bir parkta bir anınız yoksa eksik yaşamışsınız demektir:) Biz bu akşam, bu artılarımızı değerlendirmek için kısa bir tur yaptık Anıttepe taraflarında. Delice yağan yağmura inat, banktan banka oturup eski günleri yad ettik. Elbette insanın içine cızlatmaz diyemem ama geçen onca zaman, ilk zamanların mutluluğunu yeni heyecanlara bırakmış... Bir ufak yürek burkuntusundan ibaret çıktım parktan. Kafamı nereye çevirsem bir şeyler vardı yaşanmış ama ben sadece gülümsedim... Yağan yağmurla beraber silindi gitti anılarım. Şimdi yeni hayallerimiz var, yeni koşuşturmacalarımız. Ve yepyeni heyecanlarımız...
Sonumuzun ne olduğunu bilmediğimiz bir yolda ilerliyoruz. Üstelik emin olmayan adımlarla...
Bir zamanlar heyecanla çıktığımız yolda, amacından bambaşka ve farklı insanlarla yürüyor olmak... Ne tuhaf.
Minicik zamanlarda, kocaman değişiklikler. Sabretmeyi öğrenmek bu olsa gerek, dinginliği...
Keşke imkanım olsa da burdan seslenebilsem geçmişime. Tek merak ettğim şey bu yaratılan yeni suretten memnun olunuyor mu? Ya da nasıl hissediliyor mutluluk, keyif, zafer kazanmışlık? Hangisi ya da başı göğde mi geziliyor? Bir de öğrenmek istiyorum; bu denli kötü olup da aynı zamanda nasıl mutlu olunabiliyor? Sizlere hayranım!!!
Sonumuzun ne olduğunu bilmediğimiz bir yolda ilerliyoruz. Üstelik emin olmayan adımlarla...
Bir zamanlar heyecanla çıktığımız yolda, amacından bambaşka ve farklı insanlarla yürüyor olmak... Ne tuhaf.
Minicik zamanlarda, kocaman değişiklikler. Sabretmeyi öğrenmek bu olsa gerek, dinginliği...
Keşke imkanım olsa da burdan seslenebilsem geçmişime. Tek merak ettğim şey bu yaratılan yeni suretten memnun olunuyor mu? Ya da nasıl hissediliyor mutluluk, keyif, zafer kazanmışlık? Hangisi ya da başı göğde mi geziliyor? Bir de öğrenmek istiyorum; bu denli kötü olup da aynı zamanda nasıl mutlu olunabiliyor? Sizlere hayranım!!!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)