25 Şubat 2010 Perşembe

Giden Döner mi?

Hiç ummadığım bir anda aldığım bir telefonun, beni bu kadar mutlu edeceğini kırk yıl düşünsem heralde akıl edemezdim. Evet uzun zaman olmuştu karşıdaki sesi duymayalı. Ve belki başka bir zaman olsaydı yine sıradan olacaktı bu konuşma ama öle bir anımda yakaladı ki beni karşıdan yükselen "çok zaman oldu, iyi oldu, özlemişim!" cümleciklerini istemdışı onaylayıverdim. Farklı zamanlara aldı uçurdu beni adeta. Arayan değildi belki sebep, geçmişteki sık sık yapıldığı zamanların güzelliği geldi aklıma. Umutlandım bir an kendim için elbette ki... Sanki değişecekti birşeyler... Bir zamanlar olduğu gibi yine hayat bana tanımadık süprizler yapıcak ve beni yeniden mutlu edecekti. Ve hepsinin yanısıra zamanın hızı beni yine yeniden dehşete düşürdü.
Evet şöyle bir dönüp baktım ve resmen seneler geçmiş, çok şaşırtıcı ve ben büyümüşüm :) Büyümeye devam ediyorum aslında bunun adı artık büyümek değil, "YAŞLANMAK!"... Çok ürkütücü ama maalesef günden gün ebu acı gerçeğe koşar adım yaklaştığımızı biliyorum. 
Korkum yaşlanmaktan değil benim... Korkum; yaşlanırken şu güzel olması gereken günlerimi KAYBEDEREK, üzülerek ve boş bir şekilde harcamak... Artık arkama dönüp baktığımda, geri bıraktığım harabeleri değil, tertemiz bir vadi görmek istiyorum. Biliyorum enkazları toplamak zor olacak elbette ve elbette bir yardım eline ihtiyaç olacak. Ama öyle ya da böyle kalkacak o yıkıntılar. Yerine sıfırdan, güzel yapılar dikilecek. Hem de mimarının ben olduğu... 
Hayat bizi bekliyor yaşamamız için. Bugün katıldığım İK Kongresinden bir anektotu sizlere aktarmak istiyorum. Üstadlar diyor ki: " Gelecekten kaygılandığımızdan dolayı gelecekte olacak şeyleri duymamazdan gelir önlem almayız ama işin aslı da şudur ki; gelecek gelecektir!"
Ve bunun gibi güzel şeyler öğrendim bugün. Aslında paylaşılması gerelen çok kaydedeğer şeyler var elbette en kısa zamanda ele alacağım. Ayrıca KAL-DER' e bize sağladığı bu güzel organizasyon ve eşantiyonlar için bir kez daha teşekkürü bir borç bilirim...:)
Saygılarımla... 

6 Şubat 2010 Cumartesi

Dereyi görmeden paçaları sıvamak...

Kimi insanlar kendilerini geleceğin habercisi olarak görürler ya, işte onu hiç anlamam. Sanırlar ki hayat onların sandıkları gibi hep doğru akacak. Ve çok sevgili bu insancıklar, o aciz yaşamlarını işte bu kendi plan ve düşünceleri çerçevesinde düzenleyip, kendilerini kandırarark, o kadar çok şeyi yıkar ve dökerler ki, aslında bilmezler hayat neler gösterir insana... Bu insancıklara, daha hayatın hiç bir oyunundan nasibini almamış, kendilerini çocukça oyunlarla oyalayan gelişim evresini tamamlayamamış insanlardır da diyebilirz tabi...
Kim bilebilir ki , sabahtan akşama herşeyin tepetaklak olmayacağını?
Öyle bir ters dönerki yolunda giden işler, ki buna insanoğlunun aklı ermemişken o, bahsi geçen "insancıklar"ın aklının ermesi imkansız!, neye uğradığını anlayamaz insan. O hiç bitmez denen düzenli hayat gider, yerini adeta bir keşmekeşliğe terkeder. Gitmez denen insanlar gider, yerlerini yalnızlığa bırakırlar. Olmaz denenler olur, akmaz denen yaşlar akıverir bir zamanlar gülen gözlerden.
Bir sonraki nefesin bile garantisinin olmadığı insanoğu, nasıl olurda gelecek için var olmayan bir endişe uğruna hayatları altüst edebilir, sorarım size? Hangi akıl buna müsade eder? Nerden bilinir ki, gün gelir kendi silahıyla vurulamaz bu korkak yürekler? Bunun cevabını kimse bilemez. Hele daha insan olmak yolunda çabalayan insancıklar asla...
Hangimizin pişmanlıkları olmadı? Kim inkar edebilir? Ya da kim diyebilir ki ben dört dörtlüğüm diye? Elbette hatalar yaptık. Belki düzeltebildik belki de düzeltemedik. Çok insanlar kırdık, çok üzdük. Ama bizde üzüldük. Varsa hatamız, yüzümüzü eğmeden özür de dilemesini bildik. Ama kimseyi, olmamış veya olabilmesi muhtemel diye saçma sapan sebepler için bir bilinmeze sürüklemedik. Bize en çok ihtiyaçları olduğu zamanlarda bırakmadık ellerini. Kandırmadık kimseyi.
Bunun uğrunda aslına söylenecek o kadar fazla şey var ki, insanlığım adına susmayı tercih ediyorum. Bir zavallı olarak görüyorum böyle insanları. Bu tamamen kendini kandırmaca, yalancılığın alasıdır. Kendilerine bile itiraf edemedikleri öz güven eksikliğinin daniskasıdır. Hiç bir makul insanın yapamayacağı, "yazıklar olsun!" dedirtecek kadar acı veren bir dramdan başkası değildir bu... Ne acı! Üzülürüm... Ama bu insanlar için değil, kendim için. Nasıl olur da böyle "insancık"lara onca değeri verip, hayatımın başköşelerine koyduğum için. Giden zaman geri gelmez elbette, yanarım geçen zamana ama bilirimki her olay bir derstir bizlere.
Ders1: İnsana insan gerek!
Ve acı ama en güzel ders insana...Ders2: "Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!"
Kimse güvenmemeli bugününe. Çünkü bugün elbette terk edecek sizi. Ve yarını hiç tanımıyoruz. İnsan tanımadığı bir şeye nasıl güvenebilir ki?
Toparlamak gerekirse, aslında yazdıklarımızın hepsinin bir tek dayanağı vardır bence. O da "akıl"dır.En büyük nimettir akıl, insan oğluna sunulmuş olan... O nun değerini bilmek ve doğru kullanmak gerekir. Aksi taktirde hayvanlardan hiç bir farkımız kalmaz, haksız mıyım?
Aklı gereksiz, saçma sapan bilgilerle doldurmamak lazım. Yoksa mantıksız bir iş oldumu, bunun sizin eseriniz oluşundan kurtuluşunuz olmayacaktır. Ve kendinizi bir sorunlu olmaktan asla alıkoyamazsınız. Dilerim Allah kimsenin aklını başından almasın!
Herkese sağlıklı, güzel günler dilerim!